Zira bu işin baharı var…

“Hayırdır, küstün mü? Birşeylere mi bozuldun? Yazmaktan vaz mı geçtin? “ diyenler oldu uzun zamandır yazmayınca. Sahi yazmak için o kadar konu varken üç aydır niye elim kaleme yani bilgisayar klavyesine gitmemişti? Dürüst bir cevap vemek gerkiyorsa, yazmadım çünkü içimden yazmak gelmedi. Gördüğüm, gözlemlediğim bir çok şey oldu elbette ki ama içimdeki yazma hevesi bir yerlere saklanmıştı ve ben yaşananları anlatmak yerine yaşananlara şahitlik edip, susmayı tercih ettim. Eskiden olsa hafif bir panik havasına girerdim hemencicik, eyvah tembelleştim mi diye evhama kapılır yada kaçan hevesin peşinden deli gibi koşardım. Sonunda heves olsun veya olmasın görev bilincim ağır basar, kendimi istemesem de yazmaya zorlardım. Artık öyle değil… Belki de bu güzel havalar beni mahvetti… Bilemiyorum, ancak fark ettim ki hayat zorlama kabul etmiyor, yaşamın kendine özgü bir doğası, nizamı, düzeni var; her çiçek zamanında açar, geç kaldım yada erken açtım korkusu olmadan. Doğanın, yaşamın bir parçası olan insanın da kendine has bir yaşam döngüsü var ama gel gör ki insan geçmişten gelen korkuları olan, geleceğe karşı endişe, kaygı duygularını taşıyan tek canlı. Hal böyle olunca da huzursuzluk ve gerginlik insan hayatından ne yazık ki eksik olmuyor. Ne zaman ki insan korku ve endişenin kendisini rehin aldığını fark ederse, o zaman rahatlama başlıyor. Hayatı görev bilinci ile değil de güven hissi ile karşılayınca belki belirsizlikler azalmıyor ancak belirsizliklerle yaşamak daha kolaylaşıyor. İnsanı diğer canlılardan ayıran bir başka özelliği ise kendini başkaları ile kıyaslaması. Siz hiç kendini ceylanla karşılaştıran bir timsah gördünüz mü, ya da papatyaların güllere heveslendiğine şahit oldunuz mu? Ne kadar saçma diye düşünüyorsanız, işte insanların da kendilerini başka insanlarla kıyaslaması o kadar saçma. Ve eğer her insan farklı ise her insan yaşamı da farklı olacaktır, dolayısıyla başkaları ile benzer hayatlar yaşama telaşı gayet beyhude, bir o kadar da gereksiz ve acı dolu bir çabadır. Âla olan insanın kendi ahengini yani uyumunu yakalamasıdır.

Ben yazmayı, kelimelerin büyülü dünyasında dolaşmayı, renkli hikayeler anlatmayı çok seviyorum… Ancak gördüm ki bazenleri sevdiğim şeyleri yapma isteğim kaybolabilirmiş ve buna korkmadan veya endişelenmeden izin verebilirim. Çünkü bu bir vazgeçmek değil sadece eşref saatine güvenmek… Boşuna dememiş sevgili Mevlana: yapraksız kaldım diye gövdeni kesme, zira bu işin baharı var…

 

Nisan 2026 / Gülsen ADALI

Add Your Heading Text Here